11 04 2014

"Beni de yazın 530 olsun"

İyi niyete söylenecek bi şey yok. Sonuçta bu insanlar Mısır’da idama mahkum edilen 529 insanın affedilmesi için, idam kararının geri alınması için çaba sarfediyorlar. Esma için ağlayıp dört parmak gösterenlerin sesi soluğu çıkmıyor ama bu insanlar toplanıp seslerini olabildiğince duyurmaya çalışıyor.

Buraya kadar tamam.. tamam olmayan şey, NEDEN KEFEN?

Ölümden kurtarmak için meydanlara çıkıyorsunuz, kaldı ki sizler meydanlara çıkınca hakkınızda yapılan haberler “kalabalık olaysız bir şekilde dağıldı” diye bitiyor, yani normal şartlarda gaz yiyip tazyikli sularla savrulmanız gerekir, şanslısınız.. tüm bunlar iyi güzel hoş, ama NEDEN KEFEN?

Neden ölüme, idama karşı çıkmanın yolu, boyunlarınıza ipi geçirip asılıyormuşum gibi çek panpa demekten geçiyor? İlla bir drama yaratmak zorunda mısınız? Yok mu bunun düz, basit bir anlatım şekli? Bak yine aklıma o şişme Noel Baba’yı aranıza alıp, Noel’i ve aynı kefeye koyduğunuz yılbaşı kutlamalarını protesto ettiğiniz gösteriler geldi. Sonunda bir de şişme Noel’i pıçahlamıştınız, ben de KUSURUMA BAKMAYIN AMAA epey bi gülmüştüm.

Yok hayır şimdi gülecek bi şey de bulamıyorum. Protesto ettiğiniz idam kararlarının gülünecek bir yanı yok çünkü.

Ama yani sizler de şartları öyle bi zorlamışsınız ki, insan mevzunun ağırlığını unutup kopuyor bi anda. Misal, o elinizde tuttuğunuz “beni de alın 530 olsun” pankartı? Hayır yani bi mizansen yaratıyorsanız bari kaç kişi gönüllü olacaksa, o kadar basın şu kağıttan. 530, 531, 2 vs.. ya bak böyle yazınca da komik oldu şimdi gördünüz mü?

Yapmayın, noolur yapmayın. Ay hadi hep 530’da takılıp kalmak neyse ne de, o öndeki arkadaşın gözlerinin durumu nedir? Gitti geldi mi öte yana? Bunu mu anlatmaya çalıştınız yoksa bi zombi uyarlaması, yerel bi yorum, ne bileyim bi gönderme vs bu tür bir sanatsal kaygı mı vardı?

Canlandırma yapıyoruz deseniz, olan biten bi şeylerin canlandırması yapılır. Burada daha olan biten bi şey yok. Zaten olmasın diye uğraşıyorsunuz değil mi? Öyleyse NEDEN KEFEN yahu, NEDEN? Destek olmaya gidiliyor, kefenle.. protestoya gidiliyor, kefenle! Nedir bu kefenin siyasi çekiciliği, anlamı önemi.. nedir? Ölümden ve öldürmekten başka ne mesajı var? Bilmiyorum ve acayip merak ediyorum, nedir bu kefen fetişi?

Bu arada, “Suçumuz Müslüman olmak” demişsiniz de, idam kararı verenler Müslüman değil mi? 

Nagehan Alçı'dan günümüze ışık tutan sözler

Dünyanın bin türlü hali var derdi eskiler de, gençken inanmazdım. Yaş ilerledikçe ve o bin türlü halin birkaç yüzü görünür oldukça, inanmaya başladım. Hoş inanmayıp da ne yapacaktım? Dünya benim inancımın keyfine göre kendine ayar çekecek değil ki.

Şimdi yine gözümün önüne dünyanın hallerinden biri serilmiş durumda. Muhtemelen ben o dalga geçilen “en son öğrenenler kulübü”ne doğal üye kaydedilmiş bi insanım. Nagehan Alçı’nın 11 Nisan 2009 tarihli köşe yazısını daha yeni görüyor ve okuyor olmam, bundandır.

“Tarifi zor bir 'erkek zorba'lığı çöktü ülkenin üzerine. Ataerkil sistemin kat kat katmerlediği kalıplar öyle büyüdü ki başka hiçbir şeye yer kalmadı sanki. Boğuluyoruz. 'Dayılanma' kültürü bir canavar gibi dört bir yanı sarıyor.”

İşte böyle başlamış yazısına Nagehan Alçı. Daha ilk cümleden gönlümü kazandı, vay be dedim, nasıl doğru bi yerinden girmiş mevzuya.

Sonra; “Bakınız Başbakan'a. Birkaç gündür kürsüden yaptığı açıklamalar, kullandığı üslup ve seçtiği kelimeler kaçımızın hoşuna gidiyor? Onu dinlerken kaçımız içten içe onun adına utanıyoruz? Kaçımız kendimizi avam hissediyoruz?” diye sorular sormuş okuyucusuna. İçimde evet’ler birbirini iterek, birbirine çelme takıp öne geçmeye çalışarak yükselirken, devamını okudum yazının:

“Ben sayının oldukça yüksek olduğunu düşünüyorum. Şahsen Tayyip Erdoğan beni utandırıyor. Seçtiği bayağı kelimeler yüzümü kızartıyor. Ve bu ülkeye aidiyet hissimi zayıflatıyor.”

Ara not: Şişşt, inanamayan arkadaşım, evet sana söylüyorum. Muhtemelen tam şu noktada aklından e hani nerede bu yazının linki, nerede ispatı, yok canım Nagehan bunları söylemiş olamaz diye geçiriyorsun değil mi? Ne bileyim, ben böyle düşündüm en azından, belki sen de aynı hayretlere düşmüşsündür, yok artık yok artık falan demişsindir defalarca.  YAZININ TAMAMI ŞURADA. Okuyup bi gel, devam edelim.

Dünyanın bin türlü hali varmış değil mi?

Beş yıl önce, “Başbakan'ın entelektüellik kırıntısı bulunmayan, kaba ve cahil üslubu 'delikanlılık' kavramı ile kurduğu sağlıksız ilişkinin ürünü.” diyebilmiş Nagehan Elçi. Ben şimdi söyleyemem misal, çekinirim herhalde, belki biraz korkarım başıma bi şey gelir mi diye, acaba yayınlanır mı diye? Beş yıl içinde acaba’lar konusunda hayli yol aldık, insan ister istemez böyle şeyler düşünüyor işte.

Ne oldu son beş yılda da Nagehan Alçı ve Başbakan’ı eleştiren birçok yazan çizen insan saf değiştirdi? Diğerlerini bilemem ama bu yazı üzerinden Nagehan Alçı’ya sorabilirim pek ala: Ne oldu şu son beş yıl içinde? Başbakan’ın o kıyasıya eleştirdiğiniz üslubu mu değişti? Seçtiği kelimeler mi daha özenli, daha az aşağılayıcı oldu? Ülkeye aidiyet hissiniz ne alemde peki, kendini iyi hissediyor mu?

Söylediğiniz sözler, yaptığınız tespitler, çıkarımlar sanki sadece Nisan 2009’u değil, ta beş yıl sonrasını, Nisan 2014’ü de görmüşsünüz, tahmin etmişsiniz gibi.. ee yani gayet başarılı, gayet güzel diye toparlayayım. (Toparlayamadı.)

Her neyse..  “Bu ülke gittikçe farklılıklara gözlerini kapayan ve tahammülsüz bir yer halini alıyor. Alt kültür kendini üst kültür olarak tanımlamaya kalkınca dengeler şaşıyor. Kabadayı bir delikanlılık allanıp pullanıp, kahramanlık olarak sunuluyor” diyebilmiş Nagehan Alçı, bundan tam beş yıl önce. Şimdi Başbakan’ı eleştirenler söylese bu sözleri, ne nefretimiz kalır, ne halkı aşağılamamız, ne elitliğimiz ne kibrimiz.. ama bakın işte söylenmiş bu sözler, günümüze ışık tutan Nagehan Alçı sözleri olarak tarih durdukça yerinde dursun.

“Sayın Başbakan, bu olanlar bizleri 'bozuyor'!” diye bitirmiş yazısını.

“Bizleri ‘bozuyor’!” demiş, bi şey demiyorum daha. Eline diline sağlık Nagehan.

9 04 2014

Kılıçdaroğlu'na yapılan saldırının "gaz" hali

Sabıka kaydı Ankara’dan Erzurum’a yol olan bi adam (Orhan Övet) elini kolunu sallaya sallaya Meclis’e giriyor ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’a saldırıyor. Saldırdığı yer, anladığım kadarıyla öyle her Meclis’e girenin gidip kolaylıkla bulabileceği bir yer değil. Birilerinin yol yordam göstermesi gerekiyor. Adamın hali zaten aşure gibi. Ne ararsan “profil” kazanında mevcut. En son AKP teşkilatında Erdoğan posterine bakarken çekilen fotoğraflarını görmüştüm, belki bu sabah Che tişörtlü fotoğrafları da çıkar bi yerlerden.

Kılıçdaroğlu’nu “vatan hayını” belleyip, hem de Meclis’te saldırması için çok sağlam motive olması gerekiyor, hatta motivasyondan da öte, bildiğin “gaza” gelmesi gerekiyor. Her an her şeye müsaitmiş gibi duran (ya da algılarımızın izanına öyle havale edilen) bir profilden sonra, sanki profesyonelce azmettirilmemiş de, işte öylesine gaza gelmiş gibi duruyor. 

Muhtemelen bu alçakça saldırıyı getirip bağlayacakları yer de böyle bi şey olacak: O kadim “münferit hadise” noktası. Adam kendini doldurdu doldurdu ve zaten işte görüyorsunuz öyle pek de sağlam ayakkabı değilmiş, yapmış böyle bir rezillik.

Diyelim açıkça azmettiren yok, organize bir saldırı değil, yardım eden yok, adam bir tetikçi değil vs vs. Diyelim ki, evet “gaza” geldi. Kimin gazına geldi mübarek?

Sabahtan akşama kadar nefret içip nefret soluyanların mı gazına geldi acaba? Yıllardır ortamı germe, sürekli bi öteki yaratma, bir düşman yaratma siyaseti güdenlerin mi gazına geldi? Çocukları bile birbirine düşürecek kadar ayrımcılık pompalayan, kindar nesil yaratacak diye memleketi açık tımarhaneye döndürenlerin mi gazına geldi?

Ben nefretin vahimliğini birkaç gün önce melek Pamir için söylenen bazı şeyleri okuduğumda, hiç anlamadığım kadar anladım. Elim dilim tutuldu da bi şey diyemedim, gördüğümden hissetiğimden korktum. Böyle bir nefretle biz aslında çoktan ölmüşüz ve gömülmeyi unutmuşuz dedim.

Kine ve nefrete elimizi uzatsak dokunacak gibiyiz. Çevremizde cisimleniyor. Artık bir atmosfer olmaktan çıkıyor, gözle görülür bir hale geliyor. Kılıçdaroğlu’na geçmiş olsun diyorum, bu kin ve nefret aleminde, yine de saldırıyı ucuz atlattığını düşünüyorum. Ayrıca, mazlum edebiyatıyla beslenenlerin yıllarca dillerinden düşürmeyecekleri böyle bir saldırının, "mağdurum da mağdurum" edebiyatını yapmadığı için mutlu oluyorum. 

Teselli hanesine yazabileceğim şeyler var, her şeye rağmen. Ancak bence, bu insanlar neyi amaçladılarsa, ona ulaştılar. Verdikleri hasar düzelmez. İnsana verdikleri hasar düzelmez öyle kolay kolay. 

4 04 2014

#OccupyCHP "Seni işgal etmeye geliyoruz. Bize kucak aç!"

“Gençlik CHP’yi işgal ediyor! Bize katılın!” diye duyurdular Twitter hesaplarından, tarih 1 Nisan, şaka gibi.

Sonra şunları yazdılar:

“1- Gençlik CHP'ye el koyuyor! Sevgili CHP, Gezi sürecinden beridir görüyoruz ki seni yöneten adamlardan bazıları bu muhalefet işini beceremiyor.”

“2- Halk ittirmese çalınan seçim sonuçlarına itiraz edecek  takatleri bile yok.”

“3- O yüzden biz gençlik ve halk olarak seni işgal etmeye geliyoruz. Bize kucak aç! Herkesi kapsayan, sosyal adaleti savunan, vicdanlı,...”

“4- .. dayanışmacı, paylaşımcı, ideolojik önyargılardan arınmış bir  CHP için, tüm halkı CHP'yi işgal etmeye çağırıyoruz.”

“5- Hemen oturduğunuz yere en yakın CHP örgütüne kayıt olsanız  ne güzel olur! CHP Halk partisiyse yine Halkın olacak!”

Facebook sayfalarında daha derli toplu yayın yapmaya başladılar, yani öyle pek de şakaymış gibi durmuyordu artık. Bir de slogan çıkmıştı ortaya: CHP Halkın Partisiyse Yine Halkın Olacak! Şimdi il il örgütlenmeye ve kalıcı olmaya çalışıyorlar. Nasıl bir yorum getireceğimi hiç bilemiyorum. Gerek de yok aslında, izlemek ve neler olacak acaba diye beklemek ve merak etmek daha güzel.

CHP’yi gençlerin işgal etmesi fikrini anladığım kadarıyla ilk olarak taa Gezi zamanlarında Mustafa Altıoklar ortaya atmış ve yerel seçimler sonrası, Ankara’da insanlar oylarına sahip çıkmaya çalışırken yine tekrarlamış. Sonra da desteğini hep sürdürmüş: “Amaç; gençlerin, Gezi ruhunun CHP'de hakim konuma geçmesi ve partiyi yeniden yapılandırmasıdır. Parti hepimizindir.”

1 Nisan itibariyle bir de durum tespiti yapmışlar: “İtirazlar sağolsun şu aralar CHP zaten occupied :)”

Şunlar da güzel:

“Kendi renklerimizden Gökkuşağı renginde bir ülke yaratmak için..”

“Birbirimizi ötekileştirmek değil, birbirimizin kalbine dokunmak için...”

“Gençliğin dinamizmi özgür bir ülke yaratacak.”

Parti işgali nasıl olur hiçbir fikrim yok, ben fikrin özünü sevdim. Şaka olmasın, heves olmasın, sadece  umut olsun, yeter.

Hem CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da demiş ki: “İşgalinizi dört gözle bekliyoruz, dükkan sizin gençler.:))”

Ve Melda Onur’dan:

Sistem içi çözümle bu iş olmaz, olsa bile CHP’den bi nane olmaz diye karşı çıkanlar da var, özellikle CHP faslında gayet doğru tespitleri de var ancak bana öyle geliyor ki, memleketin çözümler konusunda nazlanmak gibi bir lüksü yok. Sebeplerini tek tek sıralamanın da gereği yok, kulaklarınıza “BUNLAARR!!!!” diye başlayan bi şeyler gelsin, yeter aslında.

Düşüncenin özü güzel, kendi de güzel. Umut olsun, başlangıç olsun karabasanlardan sıyrılmak için.

31 03 2014

Yine de dönüyor Dünya

Tamam moralim çok bozuldu, kabul ediyorum evet, canım çok sıkıldı. İnsan umut ediyor işte, inandığı bi şeyler oluyor, hani vicdan gibi, merhamet gibi, gören gözler, duyan kulaklar gibi. Sandık sandık demelerinin nedenini gecenin sabaha dönen saatlerinde anlıyorsun sonra, Ankara örneğinde olduğu gibi. Aslında bu konuda ne söylense boş olacak, boşlukta yayılacak, duvarlara çarpıp geri gelecek, ziyan olacak.

Şikayet etsen, kimi kime şikayet edeceksin? Oy vereni oy verene mi, oyu sayanı oyu sayana mı? Ah keşke gerçekten mızıkçılık ediyor olsaydık. Keşke dudaklarımızı büküp saymam bunu saymam bi daha oynayalım deseydik. Ancak şu geçen on iki yılda öğrendik ki, mağduriyet size hak, bize haram.

Eh ama ne var biliyor musunuz? Dünya durdukça duracak bir söz var misal: Yine de Dünya dönüyor!

Çoksunuz, evyallah. Yüzdesi sayısı bütünlüğü falan önemli değil, çoksunuz. Bir kişi ya da yüzlercesi fark etmiyor, çünkü zaten sizler için önemli olan, bir kişi de olsa fazla olmanız. Öyle olmasa, öyle düşünmeseniz babadan oğula ve kıza, saltanat ailesi gibi neden dizilesiniz ki balkona?

İlk oy ne zaman kullanılmış, bilen var mı? Eski Yunan’da mı, ondan daha öncesi var mı, daha küçük topluluklarda, hatta ilk insanlar arasında? İnsanlığın en kayda değer kazanımlarından biridir, söz hakkı. Karar verebilme, karara katılabilme, fikrini söyleyebilme, oyunu kullanabilme vs vs. En kayda değer kazanımlardan biri. Kutsalları çok sevdiğimizden olacak, oy hakkı için de “kutsal” demekten çekinmemişiz. Oy namustur demişiz hatta, namus’a canlardan yaşamdan daha çok değer biçtiğimiz için. O denli önemli, değerli görmüşüz.

Bizim gibi toplumlara mı özgüdür nedir bilemiyorum, ne eksikse o dilimize vuruyor. Milli irade o kadar önemli, oy o kadar namus, ama çalınan yakılan yok sayılan oyun hesabı yok. Memlekette durup durup tam oyların sayıldığı gece elektriklerin kesilmediği şehir yok, ilçe yok. Hani neredeyse yok, çünkü pırıl pırıl parlayan yerler, zaten iktidarın sandıklarda parladığı yerler. E şimdi ne oldu o milli iradeye? Ne oldu ar ahlak namusa? Hani o dillerden düşmeyen, dile vuran o kadar değere, kutsala, ne oldu?

Çoksunuz, eyvallah. Artık DEVLET oldunuz ona da eyvallah, mağrursunuz, kibirlisiniz, inanmazsınız şimdi bana ama, bunlara da eyvallah. Artık Başbakan oldun ister asarsın ister kesersin kafasına bir onay daha aldınız, savaşsak mı acaba gidişatına, aman canım lafı mı olur bizim de zaten öleceğimiz gelmişti oluru aldınız, yolsuzluk iddialarına hıı ne olmuş ki? şaşkınlığı aldınız. Oy değil; yasaklara, baskılara, otoritenin tek adam tek yumruk devamına onay aldınız.

Eyvallah, alın hayrını görün. Görün ama bilin ki, o kadim söz semada asılı kalmış, belleklere yer etmiş, içimize sinmiş, aklımızı mesken tutmuş: Yine de Dünya dönüyor. Ne kadar oy “saysanız” da, ne kadar aklandığınızı “saysanız” da, dönüyor o dünya, yerinde saymıyor. Merkezde değil, sadece boşlukta bir nokta. 

25 03 2014

25 Mart'ı Beklerken

Godot’yu Beklerken’e döndü halimiz. Eh işte bazı şeylere boşuna klasik demiyorlar, boşuna bak işte bu her zamana hitap eden bir erserdir, insanlığın hallerini anlatmıştır demiyorlar. Anlatmış işte bizim de halimizi. 25 Mart’ı Godot’yu bekler gibi beklediysek, bunun vebali hepimizedir. İşte sonunda adamlar “bugüne kadar yayınladığımız her şey 25 Mart’tı zaten, bakın işte o sıfırlama tapesi tek başına 25 Mart’tı zaten?” dediler,  gidin yatın boşuna beklemeyin demeye getirdiler.

O son yayınladıkları ve sildikleri tapeyi hiçbir yere koyamıyorum. Tamam belki; herkesin yaşamına en ufak ayrıntısına varıncaya kadar karışan, kaç çocuk yapacaklarından tutun da, çocuklarını nasıl doğuracaklarına bile karışan, ne içeceğimize, kaçta içeceğimize, ne giyineceğimize, kiminle birlikte oturabileceğimize, yolda sokakta evde işte nasıl davranacağımıza, ne düşününüp ne söyleyebileceğimize, internetimize, arkadaşımıza, HAYATLARIMIZA bu kadar karışan, karışmayı kendilerinde hak olarak gören, kendi ahlak ve namus anlayışlarını toplumun her kesimine dayatan, (bak yazarken içim daraldı yine) kendi değerlerini, normallerini herkesin değeri ve normali yapmak isteyen, bunun için uğraşan, zora baskıya başvuran, hatta yasa çıkaran bir zihniyetin ele verir talkımı kendi yutar salkımı kapsamında değerlendirilebilecek hallerini görebilmek açısından bi faydası olmuştur yayınlanan ve silinen tapenin.

Bir paragraf yazdın da ne anlattın diyorsanız özet geçeyim: Son tapeyi yok sayarak söylüyorum, hatta 25 Mart daha bitmedi bugün yine de bazı şeyler yayınlayabilirler, gayet de mümkündür diye düşünerek söylüyorum: Belki de Godot gibi bu 25 Mart da, içimizdeki bir şeyleri yapamıyor oluşumuza ürettiğimiz bahanelerin toplamıdır.

Normal şartlarda, bırakın ileri demokrasileri, orta halli demokrasilerde bile bir hükümeti götürecek, sorumlularını hemen o gün istifa ettirecek iddialar, bizde bi acayip gösteriye dönüştü. Montaj dublaj oldu, söylediysem söyledim oh sefam olsun oldu, yasal dinlemediniz ayıp ettiniz oldu, e zaten söylemese miydim benim görevim söylemektir oldu, iftira oldu, yalan oldu. Soruşturulması engellendi, araştırılması engellendi, hatta duyulmasın okunmasın bilinmesin diye yayılması bile engellenmeye çalışıldı. Memlekette toptan interneti kapayacak hale geldiler.

Diğer yandan, bu tapelerin vahametini anlayanlar ile ne var ki bunda diyenler ve neylerse güzel eylemiştir doğru yapmıştır hatta az bile yapmıştır diyenler ve mevzudan haberi bile olmayanlar, ortak bir noktada buluştular: Beklediler. Bekledik. Daha büyüğü çıksın diye bekledik, hepimiz bekledik. İnanan da inanmayan da. Bir gösteriye dönüştüğü için bekledik, arkası yarın izler gibi bekledik.

Başka da ne yapabilirdik bilmiyorum. Sokaklara dökülseydik kimlerin işine gelirdi? Zaten seçime az kaldı, gidelim tepkimizi sandıkta gösterelim dedik, haklıydık. Sonuçta bekledik, bekliyoruz. 25 Mart’ı beklerken içimizde umut büyüttük ve bence içimizde bir de çaresizlik büyüttük. Bugünün ilk saatlerinde yaşanan hayal kırıklığının nedeni bu galiba.

İtiraf ediyorum, ben bugün, yarın, seçime kadar ve hatta seçim sonrasında bile bekleyeceğim. Birçoğumuz gibi. Çünkü vatandaşı olduğum bu ülkede benden saklanan ama beni tam da bu nedenle çok ama çok ilgilendiren o kadar çok şey var ki. Evet, bilmek istiyorum, öğrenmek istiyorum. Benim, ailemin, dostlarımın, hepimizin hayatlarını, aldığımız soluklara kadar etkileyecek kararları kimlerin aldığını, bunların nasıl insanlar olduğunu, neler yaptıklarını bilmek istiyorum. İtiraf ediyorum, ben yine Gogot’yu bekler gibi bekleyeceğim, yapabileceğim şeyleri yaparak. Tepkimi konuşarak, yazarak, gidip oy vererek, haksızlıklara karşı durmaya çalışarak gösterip, bekleyeceğim. Ama sonuçta, evet ben yine bekliyor olacağım. Bütün bahanelerimi toplayıp beklesem de, elimi kolumu bağlı sayarak beklesem de, kendi gücümün farkında olmadan, olamadan beklesem de.. ne yazık ki yine bekleyeceğim.

Bu memleketin başka 25 mart’ları olmaması dileğiyle..

Turp notu: Godot'yu bekleyen aç sefil adamların elinde kemirip durdukları bir havuç vardı. Öylesine geldi aklıma şimdi büyük turpu beklerken.

Şuraya tamamen alakasız bir not olarak ilgili sahneden bir bölümü kopyalıyorum, mevzudan bağımsız okumak isterseniz diye..

VLADİMİR – Güzel mi havucun ?
ESTRAGON – Tatlı .
VLADİMİR – Daha iyi, daha iyi. ( Bir süre.) Neyi bilmek istiyordun?
ESTRAGON – Unuttum. ( Çiğner.) Canımı sıkan da bu. ( Havuca hayranlıkla bakar, havucu parmaklarının ucunda havada döndürür.) Çok lezzetliymiş havucun. ( Düşünceler içinde havucun ucunu emer.) Dur, anımsıyorum. ( Bir lokma koparır.)
VLADİMİR – Eeee ?
ESTRAGON ( ağzı dolu, dalgın dalgın) – Bağlı değil miyiz ?
VLADİMİR – Bir şey anlamıyorum.
ESTRAGON ( çiğneyip yutar.) – Bağlı mıyız, diye soruyorum.
VLADİMİR – Bağlı mı ?
ESTRAGON – Bağlı .
VLADİMİR – Nasıl bağlı ?
ESTRAGON – Ayaklarımızdan ve bileklerimizden.
VLADİMİR – Ama kime? Kim bağlamış?
ESTRAGON – Senin herifçioğluna .
VLADİMİR – Godot’ ya mı? Godot’ya mı bağlı? O da nereden çıktı! Olur mu hiç! ( Bir süre.) Daha değil.
ESTRAGON – Adı Godot’mu ?
VLADİMİR – Sanırım.
ESTRAGON – Şuna bak ! ( Havuçtan kalanı dibinden tutarak havaya kaldırır, gözlerinin önünde döndürür.) Tuhaf, gittikçe tatsızlaşıyor.
VLADİMİR – Benim içinse tersi.
ESTRAGON – Yani?
VLADİMİR – Ben yedikçe tadına varırım.
ESTRAGON ( uzun uzun düşündükten sonra) – Tersi bu mu oluyor?
VLADİMİR – Kişiye göre değişebilir.
ESTRAGON – Kişiliğe göre.
VLADİMİR – Ne yaparsın?
ESTRAGON – İstediğin kadar çırpın.
VLADİMİR – Huylu huyundan vazgeçmez.
ESTRAGON – İstediğin kadar yırtın.
VLADİMİR – Can çıkar, huy çıkmaz.
ESTRAGON – Elden ne gelir. ( Havucun kalanını Vladimir’e uzatır.) Bitirmek ister misin ?

21 03 2014

AKP'liler, Twitter yasağına uyacak mısınız?

Artık doğru mu yanlış mı bilemem ama sabah sabah şöyle bi şey okudum: “7 milyon kullanıcıya sahip Twitter’ın kullanıcı sayısı kapatıldıktan sonra 10 milyon oldu. Atılan tweet sayısı 3 milyona yaklaştı.”

Hesap belki biraz şaşmıştır, belki bir gecede bu kadar artış olmamıştır ama bir iki güne o da olur. Nasıl olur kapatılmadı mı bu Twitter mivıtır derseniz, soru bunalıma girer, yazık olur, bence demeyin.

Çok işe yaradı değil mi bu sansür, bu yasak? O kadar işe yaradı ki DNS ayarı açık kalan bir Melih Gökçek ile muhatap olmaya devam ettik. Başgan bugün namaz sonrası düzenleyeceği Twitter mitingini iptal ettiğini bile Twitter’dan duyurdu insanlara.

 

Şimdi sanki böyle bi sırası geldi, söylemeden geçmek olmaz: Değerli AKP’liler, şu yasağa bi uyun çok rica edeceğim. Sonuçta reyis sizin reyisiniz. Kökünü kurutacam dedi, yassah hemşerim dedi, uyun sözüne, sansüre karşı çıkmayın, yasağınız hayırlı olsun.

Yasak demişken.. hani yasaklar yasaklanıyordu, ne oldu o iş?

Yahu winter is coming kıvamında ne geliyor ki bu kadar bariz bir korku hissediliyor. Neden korkuyorsunuz? Bu devirde, bu çağda, dünyada insanların tepe tepe kullandığı bi sosyal paylaşım mekanını kapatan kaç ülke var? Böyle bi şeye cesaret etmenize bakarak soruyorum, neden bu kadar korkuyorsunuz? Ne geliyor diye insanlar merak ediyorlardı zaten, şimdi bu kadar yasakla sansürle önü alınmaya çalışılıyorsa, acaba nedir mevzu diye merakları sekize katlanıyor iyice. Bu mudur taktik, bu mudur strateji? Bence bi sakıncası yok ama bakın kullanıcı sayısı artmış bir gecede kaç milyon, ne işe yaramış yasağınız?

Çok bi sakinsin hayırdır notu: Çok garip.. normalde benim öfkeden sinirden nevrimin dönmüş olması gerekiyordu. Oysa şimdi bir sakinlik, kafada bi rahatlama hissi var, gayet anlamsız. Biliyorum bizim mevsim normallerimiz çoktan şaştı, birilerinin fantezi aleminde esir kalmış gibiyiz ama yine de bana kendimi hatırlatan, duyabildiğimi hissedebildiğimi hatırlatan iki kıytırık duygu kalmıştı, öfke gibi, ne bileyim işte sinirlenmek gibi vs.. nedendir bilmiyorum, yok, gitmişler. Yerine gelen ise, freni patlamış bir arabanın uçuruma doğru gidişini çekirdek çitleyerek izleyecek kadar içi geçmiş bir hissiyat, bi acayip ruh hali.

Ruh hali demişken.. yasakları, sansürleri, insanların özgürlüklerini kısıtlamaya kalkan, haber alma haklarına, düşüncelerini ifade etme haklarına el koyan bir zihniyeti savunmaya devam edenlerin ruh halleri ne alemdedir acaba? DNS ayarlarınızı değiştirip ya da başka önlemler alıp Twitter’da kalacak mısınız? Uyacak mısınız la o bayıldığınız zihniyetin yasaklarına? Heyecanla izleyeceğim, kusuruma bakmayın ama, büyük bir keyifle izleyeceğim halinizi. Seyirlik hale geldiniz çünkü. İbret alsınlar diye çoluk çocuğa bile izletilecek hale geldiniz çünkü. 

Kuzey Kore modeli notu: Ben hayal ediyorum bi bakıyorum hayallerimden hızlı oluyor bağzı şeyler!!1! Haarikasınız, gururdan ağlayacam şimdi.

 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...